Lise bitene dek şişman bir insandım. En azından iri... Sonra zayıfladım ama aynanın bana yansıttığı beden imgemle ile beyniminki bir türlü uyuşmuyor. Bu yüzden severim kardan adamları.
Bu durumun bana verdiği birçok karakter özelliği var tabi. Mesela ben kayıp(Loser diyor gavur buna) kişilerle kolay iletişim kuruyorum. Onları dinlemeyi, hislerini paylaşmayı seviyorum, bir yerden sonrası katlanma halini alabiliyor ama olsun. Farz-ı misal yeni tanıştığım bir kız var. Hiç görüşmedik. Sanal bir tanışıklık. Hikayesini tabi ki anlatmayacağım. Kendisini bu kategoride tanımlamanın bir sakıncası yok. Bana günde üç-dört kere ve her biri üç-dört 140 karakter uzunluğunda mesajlar atıyor. Derdini anlatıyor. Kısa ve kolay cevaplarla destek olmaya çalışıyorum. Zaten önemli olan benim cevaplarım değil, biliyorum. Onu mutlu eden burada kendisini dinleyen birisi olduğunu bilmek ve belki de biraz flörtengiz tavır.
Bu benim şifacı tarafım. Daha çok kadınlarda olan bir özellik biliyorum. Bende de olması gururlandırıyor beni. Brian Molko abimin dediği ” I’m twice as much a man as you’ll ever be and more woman than you’ll ever get” cümlesine aynen katılıyorum. Ama bunu Türkçeye çevirmemi beklemeyin. Ben İngilizcesini anladığım halimden mutluyum. Neyse bu biseksüel ruh halimi seviyorum. Herkesin ve her yerin tadını çıkarıyorum. Kılıktan kılığa giriyor, insanları anlıyorum.
Soru kendin olmaya gelince işler zorlaşıyor. O zamanlar yalnızlığıma ihtiyaç duyuyorum. İşte tam bu yüzden yandaki şu cümleyi yazdım. ”İnsanlardan nefret etmem. Ama çevremde olmadıklarında kendimi daha iyi hissediyorum.”









