Çocukluğum, babaannem ve bizim kadınlar...

Çocuğunuzun nasıl yetiştiğine önem verin. Çünkü hayatının ilerleyen yıllarında karakterine bu dönem şekil verecek. Bakın günün birinde kendisine dair bir sorunun köklerini bulmaya çalışır. Onun vebalinin altından kalkamazsınız. Mesela ben şu sıralar kendimdeki yeni bir özelliği sindirmeye çalışıyorum. Karakterime dair farkına vardığım her olayın geçmişimdeki köklerini bulmak. Şükür bunun hep olumlu sonuçlarını gördüm şimdiye dek.

Buna dair son örnek. Bir erkek olmama rağmen kadınlara özgü bilinen birçok davranış kalıbını keyifle uygulamak. Neden bahsediyorum? Mesela gayet samimi bir arkadaşımın evine akşam yemeğine davetliyken süslü kıyafetlerimi giymek. Ama bir erkeğin bunu isteyerek yapmasının koşulu flört etmek üzere dışarı çıkmak olmalı. Oysa ben geçen gece bunu yaptım. Süslenmiş evden çıkıp, arkadaşıma yürürken de neden diye düşündüm.

Aslında bir süredir durumun farkındayım. Etrafımdaki bütün kadınlar beni diğer erkeklerden farklı, anlaşılabilir, iletişim kurulabilir buluyorlar. Telefon açılan, birlikte vakit geçirilebilen bir erkeğim ben onlar için. En son bir arkadaşımla gün muhabbeti bile yaptım. Hani bu kadınların buluşup dedikodu yaptıkları organizasyon. En ulvi amacı para biriktirmek için birbirine altın almak olabilen organizasyon.

Gün üzerine konuşunca hatırladım. Benim kadınlarla bağlantılı ilk alanım zaten günlerdi. Annem ve babam çalışıyordu. Beni babannem büyüttü. Onun sosyal hayatı ise kadın günlerinden oluşuyordu. Tüm kadınların uslu çocuğuydum. Önüme konan kısır, poaça, kurabiye ve daha nice benzerlerinden oluşan tabak kilo almama, sohbetleri ise onlarla empati kurabilmeme neden oldu.

Günlerde büyümenin ne demek olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Oraları ev hanımlarının ringidir. Ev sahibi yaptığı yemeklerle hazırlanır savaşa. Diğerleri gelir. Sohbet ve dedikodu zinciri kendi yüreklerini rahatlatmak, hayatlarında ne kadar iyi bir yerde olduklarını kendilerine göstermek üzerine şekillenir. Kendilerine diye özellikle diyorum zira birbirlerini çok dinlemezler. Anca ortamda ciddi bir dedikodu varsa. O durumda bile sadece anaktar kelimeler ele alınır. Özdeşleşme falan zaten hak getire. Onlar için bir nevi terapi işlevi vardır.

Kadınları dinlemeye o ortamlarda alıştırıldım ben. Bugün artık çevrem çok değişik. Dolayısıyla kadınların gün yapma şekilleri farklılık gösteriyor. En son kitap kulübü kurmaya çalışan bir grup kadın vardı etrafımda. İlk dakika yapamazsınız, yarım kalır dedim. Dinlemediler. 3 toplantıya zorla gittiler. Devamı gelmedi. Zira günlerde kadınlar kollektif bir amaçla kendilerini anlatarak boşalmak için bir araya gelirler. Bu modern arkadaşlar, entellektüel duruşlarına bunu sığdıramadıkları için kitap kulübü kurdular. Egolarını ortaya koyup, kitaplar üzerine konuşmaya başladıkları anda kendilerini bir rekabet içinde buldular. Kaçınılmaz son, kimse kimseyi sevemedi.
Bana da bir ukalalık çöktü. Onlara demesem bile içimden, sizi sizden daha iyi tanıyorum karşı cinsim dedim. Neyse kendimi tuttum. Bu hatayı işlemedim.

Gün deneyimi kadınları dinleyebilmemi sağladı. Zaman zaman kadınlar gibi de düşünüp hareket edebilmeme sebep oldu. Bilmem iyi mi oldu, kötü mü? Sadece dönüp kendime bakınca, aklıma canımın içi Brian Molko'nun söylediği bir söz geliyor. ”i am twice as much man as you'll ever be and more woman than you'll ever get...”

Not: İngilizceme bunu en iyi şekilde Türkçeleştirecek kadar güvenmiyorum ama yapan biri olursa eklerim yazıya. En azından yorumlarda olması iyi olur. Brian abimin cinsel yönelimlerini falan karıştırmayın. Bahsetmeye çalıştığım ruhani bir mesele.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder